Osmanlı devletinde modern bir ordu kurulduğunda gayrimüslimler genelde askere gitmek yerine vergi ödüyorlardı. Son Osmanlı dönemindeyse gayrimüslimler silah altına alındı. Birinci Dünya savaşında daha çok cephe gerisinde amele taburları adı altında askerlik yaptılar. Buna benzer bir uygulamayı Kurtuluş Savaşı sırasında da görüyoruz. 1921'de bir kanun çıkarılarak bedel ödemeyen gayrimüslimler yayan olarak önce Kastamonu'ya sonra da Erzurum'a gönderilir. Yaşar Paker de, üniforma giymeden, silah taşımadan günlerce dağlardan yürüyerek Ankara'dan Kastamonu'ya giden bu kafileye katılır. Kastamonu'yla İnebolu arasında yol yapımında çalışırlar. Yaşar, Kastamonu'da bir doktorun yanında asistan olarak çalışır. Fakat Yunan ordusu Ankara'ya yaklaşınca azınlıklardan oluşan amele taburları doğuya yollanır. Paker, bedel ödemeyi seçerek Erzincan'da terhis olur. Birinci Dünya Savaşında Ankara'ya gelen bir Rus'tan Fransızca dersleri alan Yaşar Paker, askere alınınca Fransızca olarak bir günlük tutar. Hala sakladığı bu günlüğe yaşadıklarını kaydeder. Günlüğün ilginç yanı, Yaşar Paker'in iyimserliği ve doğa sevgisinin öne çıkması. Bütün dünyanın savaşla çalkalandığı yıllarda, o günlüğüne Anadolu'nun doğal güzelliğini yansıtır. Dalgasını da geçer: çok kötü şartlar altında kaldıkları bir yeri günlüğüne "Pera Palas" adı altında kaydettiğini hala anımsıyor.