Cumhuriyetten olduğu kadar son Osmanlı döneminde doğulu Yahudileri eğitmeyi amaçlayan bir aydınlanma hareketi olan Alliance Israelite Universelle'den de etkilenen Paker'in anlatısında dini/etnik kimlikten çok paylaşılan değerlere ve vatandaşlığa dayalı bir kimlik arayışının izlerini buluyoruz. Farklılığın bir hak olarak görülmektense, eşitsizlikten kaynaklanan kısıtlayıcı bir özellik olarak algılandığına tanık oluyoruz. Bu, hem çocukluğunda yaşadıklarından dolayı, hem de batılılaşmanın etkisiyle Paker'in Osmanlı sosyal yapısına getirdiği bir eleştiriyi içeriyor. Galata'daki Yahudi cemaati çok azalmış da olsa, cemaatler arası ilişkiler konusunda iyimser Yaşar Paker: "Muazzam ilerleme vardır. Nerede benim bildiğim zaman, nerede şimdiki zaman. Çok yakınlaşma var. Ben istiyorum ki tamamiyle kalksın fark. Ben bunu tabii göremem, bugünkiler de göremez ama beşyüz sene sonra da olsa razıyım." Laiklik, Paker'in anlatısında öne çıkan bir kavram: "Bugün bile demokratız, laikiz dediğimiz halde hala din için yapılıyor bu harpler. Medeniyiz diyoruz ama çok uzaktayız. Nedir bu din farkı? Dinler hepsi birdir, hiç bir fark yok. Din deyince, ahlaktır. Ama biz din deyince, ahlakı bırakıyoruz. Ancak örflerden, adetlerden bilmem Hz. Musa gelmiş, Cumartesi günü çalışmayacaksın. Hz. İsa gelmiş, hayır, Cumartesi çalışacaksın ama Pazar çalışmayacaksın. Hz. Muhammed geliyor, Cuma çalışmayacaksın. Yahu, Allah bununla uğraşır mı, rica ediyorum?!" "Benim üç tane oğlum var diyelim. Biri diyor, ben kiliseye gideceğim. Biri diyor, ben havraya gideceğim. Biri diyor, ben bunu tanımıyorum. Herkes serbest. En çok istediğim bu. İnşallah yakında olacak. Umudum var. Ben görmeyeyim, benden sonraki de görmesin ama üçüncü nesil bari görsün" diyen Yaşar Paker'i 1998'in Temmuz ayında kaybettik.